Salı, Temmuz 13, 2010

öyle bir geçer (mi) zmn.ki

bi yandan gün içinde yaşanan sinir bozuklukları belki biraz da olsa güvendiin birinden hafif bi darbe alman ya da artık bulunduun yerde -her ne kadar istediin, yıllardır hayalini kurduun mesleği yapıyor olsan da- yine yeniden bi kriz geçirmek. ama belki de çok uzun zmndır görmediin bi kardeşten haber almaktır krizi tetikleyen.artık yorulduunu hissetmek, her ne kadar yaşın genç olsa da içinin resmen yaşlandıını hissetmek, sonra bi daha özlemek eski günleri, dostlarla yaşanılan anları.

posta kutuma baktıımda yeniden istanbul simidi bulur muyum acaba ya da kapımda bi ikter olur mu günün birinde bilmiyorum.aslında biliyorum da bilmek istemioyorum belki de.ama ne var biliyor musun artık ben malesef eski ben deilim.burası benden çok şey aldı.hem biliomsn artık havalı bile deilim göz kalemlerimin nerde olduunu bile bilmiorm desem inanır mısın?hatta ben bile bazen aynada kendimi görmek istemiorm.tek istediim bi an önce sağlık afiyetle şurdaki 4 ayımı tamamlamak.böle bişe olsa ben kıpırdamadan dursam ya da uyusam sonra uyandıımda 4 ay geçmiş olsa olmaz mı öle?öle bi hale geldim ki burdan döndüümde buranın üzerimdeki etkisinden kurtulamıcamdan korkuorm.öle olmaz di mi?

bazen burası sanki tutak deil de Görükleymiş gibi düşünüorm camdan bakıorm görükledeki evimde olduu gibi, zaten orda da koyunlar geçiodu arada bir ya (ama orda tutak kokusu yoktu ne güzel) sonra sen o dar ara yoldan geçsen benm ışığımın yandığını görsen de zilimi çalsan, ben staj öncesi sınav çalışmalarımı senini üstünde denesem=) olmaz di mi malesef.ama olsun onları zaten yaşadık bu sefer inşallah yaşanmamıuş daha güzel günler yaşarız.inşallah.umarım.

son olarak tubaaa sen üzümlü çikolatalarını sakla, son kullanma zamanları geçse bile yersek de bişe olmaz merak etme sen=) hee bi de aferin ayaını bacaını incitmeye de dvm et tmm mı orda bakarlar sana.

beni abla kabul etmiş kardeşime slm olsun=)
hiç unutulmamak daha dorusu hep hatırlanmak dileğiyle=)(bak bu duygusal halimi nadiren bulursun hatta ben şurdan bi kurtiliim hiç bulmazsın umarım).öpüldün

biterken:gripin-koca çınar çalıyor ama aklımdaki hatta kaç gündür dilimdeki şarkı gökselden-uzun uzun yollar.(o şarkı ilk çıktıında seneler seneler önce aklıma hep erzurum gelirdi yani şarkı sanki erzuruma dair yazılmış gibi bi hisse kapılırdım neden bilmem.ama geleceimi görmüşüm ne erzurum benm sık uğrak yerim oldu şu sıralarda=))

Pazar, Temmuz 11, 2010

Çarşamba, Temmuz 07, 2010

tutak'a bi firdevs zeynep

aslında bu başlık 'jübile nöbet' olacaktı ama jübilemi henüz yapmamış olabilirim her ne kadar gece boyunca kendime bu son nöbetim dediysem de.

şöleki; geçen hafta perşembe günü tutağa geldik.çoğul geldik çünkü annemle beraber geldik.saolsun benm zırlamalarıma tahammül edemeyip bana eşlik etti.perşembe günü ilk saatlerde saat 1 buçukta biz bosnadan döndük.aynı gün saat sabah 7de tutağa gelmek için yola çıktık.baya yorucuydu tabi.daha gezinin yorgunluğunu atmadan buraya gelmek.her ne kadar uçak kullansak da ankarda evden çıkıp burda pansiyona girişimiz tam 12 saati buldu.uçakla erzuruma git ordan ağrıya ordan tutağa.annemin burayı gördüğünde ilk tepkisi 'ay zeyneep sen buraya ilk gelişinde babanla deil benle gelmiş olsaydın ben sana ilk günde istifanı verdirirdim' oldu.

biz ağrıya gider gitmez ilk işimiz il sağlık müdürlüğüne uğramak oldu.zaten ben gelirken yol boyunca da sulugözlülük yapmaya devam ettim.bu sefer gidip il sağlık müdürüyle konuşacaktım.gerekirse yanında bile ağlardım.eet bunu yapardım itiraf ediorm.ama müdür yerinde yoktu.mustafa bey varmış.geçen sefer gittiğimde konuştuğum ve bana tmm senn dilekçe vermne gerek yok ben sağlık ocağına geçişini yapıcam diyen personelden sorumlu müdür yardımcısı.adamın beni görünce ilk tepkisi sen sağlık ocaına geçtin di mi demek oldu.hayır mustafa bey geçmedim ben de sizinle onu konuşacaktım dedim.o da tmm o zmn biz seni unutmuşuz gibilerden bişe dedi.bi de madem öle sen dilekçeni ver, biz yazını gönderelim dedi.ne kadar zmn.da olur die sordum düşündü bi an yani dedim eer elden hallolarak daha çabuk işlerse öle yapiim dedim o da yok benle sağlık müdürü yarından itibaren bi hafta yokuz da onu düşündüm dedi ama neyse ben telefonla da halelderim dedi.ii dedim.dilekçemi verdim.

dün nöbetçiydim işte hastanede ali aradı müjdemi isterim yazın geldi dedi.çığlık attım tabi=)oh ii ii cuma nöbet tutmıcam yani die düşündüm.zaten dün tüm gün nöbet boyunca bu son nöbetim dierek geçirdim.akşam da ebeye dedimki doum olurken sen beni ara o sırada hasta olmazsa ben de gelicem dedim.saat 12ye doğru aradı çıktım doumhaneye.kadın bi yandan ağrı çekio ama ben neyin derdindeyim bak=) :kızın mı olcak oğlun mu die sordum bilmiorm dedi o zmn dedim kızın olursa adını zeynep koyacaksın tmm mı dedim.kadıncaız yazık zaten ağrıdan sancıdan kıvranıo tmm dedi ne desin.sora çocuk doğdu kızın oldu bak adını zeynep koycaksın dedim.tmm dedi.yanında da ya annesi ya da kayınvalidesi olduunu düşündüüm biri vardı onunla kürtçe bişeler konuştular ama zeynep ismini kabul ettiklerini anladım.en son çıkarken de ne koyuyosun ismini dedim kadın da tmm tmm firdevs zeynep koyuyorum dedi.firdevsiini de kendi ekledi=) bölece dedim son nöbetimde adımı da yzazdırdım tutağa.

sabah başhekim hatice abla geldiğinde abla dedim benim dün akşam haberim oldu benm yazım gelmiş sağlık ocaına çekilmişim dedim.o da dediki ama bu ayki nöbetlerini tutup öle gidersin dedi.hiç böle bi tepki beklemiodum.ama abla yazım gelmiş bi senn imzan kalmış dedim.olmaz dedi.ii de bbenm zaten geriye 4 nöbetim kaldı onları dier dr.lar tutsa bile birer tane artmış olcak nöbetleri dedim.biraz bozuldu ama ben de ondan öle bi tepki beklemiodum.nese ben grup başkanıyla bi konuşiim dedi.grup başkanı da zaten senem.ben de oansiyona gelince senemi aradım o direk hayırlı olsn die açtı telefonu.ben de durumu anlattım o da sen merak etme ben yazını çoktan imzaladım bile dedi.hadi bakalım.şimdi merak ediorm cuma nöbetçi miyim deil miyim.jübilemi yaptım mı yapmadım mı.ay artık yırtamıcam öle bi taraflarımı(her ne kadar böle desem de kendimi parçalamaya dvm ediorm ama=)).hayırlısı olsn diip bıraksam aksa kendiliinden di mi ama=)



biterken:daniel merriweather-impossible

Çarşamba, Haziran 30, 2010

bi yıllık çetele

elveda derken:))-dizi ismi gibi oldu sanırsam-

Bugün 29haziran2oo9
Günün anlam ve önemi: İlk defa eylül 2oo3 de oturduğum tıp fakültesi sıralarına yaklaşık 6 yıl sonra bugün belki de son kez oturdum:))
Tam 1sene önce genel cerrahi büt.üne girdiğim gün intörn olmak için yanıp tutuşurken her şeyimi verebilirdim(tmm abartmiim pek bişey vermezdim de işte intörn olmak o an bana çok uzak gelmişti:)))
Şimdi hatırlamıyorum tam olarak ama yaklaşık bir saat süren sınavda bi yandan salya sümük ağlarken(resmen duygusal travma yaşamıştım)bi yandan soruları okumaya çalışırken, gözetmen asistanla birlikte masada oturan ve intörnlüğünün son günlerini yaşayan o kız çok uzak gelmişti bana bi an.Şimdi tam olarak onun olduğu yerdeyim:))
6sene önce ağlayarak geldiğim Bursa’dan şimdi sanırım daha çok ağlayarak ayrılacağım. Ben sevmiştim burayı:))
18ime yeni bastığımda hiç aklımda yokken sudan balık çıkmış misali buralara gelmek zorunda kalmıştım bir nevi öss zoruyla.(sanırım Bursa’ya kimse isteyerek gelmiyor:))Tabiî ki bissürü şey kazandırmıştı ‘dışarıda’ okumak bana, aynı zmn.da babacımın deyimiyle bazı şeyleri kaybettirmişti de: ‘acemiliğimi’:))
İşte şimdi fazlasıyla alıştığım suyumdan bir kez daha çıkıyorum. Bu sefer rüzgarın bizi nereye savuracağını bilmeden, aklımızda bissürü belirsizlik, cevapsız sorular belki biraz fazlasıyla da endişeyle…
Tabiî ki kolay olmadı, az isyan etmedim. Biz de henüz 2o li yaşlarımızın başındaydık ne de olsa diğer bütün ‘gençlik’ gibi eğlenmek isteyebileceğimiz zmn. larımızda bu yolda bissürü fedakarlıklar yaptık, amfilerde peş peşe sınavlara girerken tüm dier bölümlerin sınavları bitmişken onlar dışarıda eğlenirken odaya kapanıp ders çalışmak zorunda kaldık, klinikte şanslı-şanssız olarak sözlülere girdik, en sonunda sadece tıp öğrencilerinin hayatlarının bir senesine mahsus ‘intörn’ dönemine geldik, nöbet kavgaları ettik, gecenin bi vakti uyuyacak yer bulamadık bir elimizde battaniyemizle -sabah personel tarafından uyandırılmak suretiyle- koridordaki sedyelerde yattık ,tanımadığımız insanların idrar tüplerini taşıdık, kanlı iğnelerini elimize batırdık, kan gazı alma çabalarında ilk denemede parlak kırmızı kanı enjektörde görünce başkalarının anlayamayacağı bi sevinç kapladı beklide içimizi:))Bence ne olursa olsun her şey çok güzeldi.Arkama dönüp baktığımda bir daha olsa yine seçer miydim diyorum ve cevabım kesinlikle evet oluyor(bu normal bişey mi bilmiorm:))
İşte şimdi intörnlüğün son gününe gelmişken, ben annemleri eşyalarımı toplamaları için beklerken ‘valizim dolu yine aşklarla anılarla…’ die şarkı mırıldanırken, burada yaşadığım her şey için tüm arkadaşlarıma, tüm tanıdıklarıma ama tabiî ki en başta annecime babacıma sonsuz teşekkür ediorm.(Hala daha ayrılırken alışkanlıkla birbirimize 'görüşürüz' diyoruz malesef birbirimiz çoğumuzu bir daha göremeyecek olsak da) Hepinizi çok seviyorm:))
Arkadan gelenlere şimdiden başarılar:))
Biterken:Buddy Holy-Dearest çalıyor.
---------------------------------------------------------------------------------


tam bi sene önce yazmıştım bu yazıyı.öğrenciliğimin son günlerinde.şimdi dönüp baktığımda geçmiş olan bi yıl film şeridi gibi kafamda.ne umdum ne buldum die düşünürken buldum kendimi.ne mi umdum ne mi buldum?aslında ne umduumu pek hatırlamıorm ya da bişey umdum mu bilmiorm.illaki umduğum bişeler olmuştur ama di mi=) şu an nerdeyim? bi sene önce hiç hayal bile demezdim belki şu an olduğum yeri:sarajevo.bi sene önce bana deselerdi seneye bu zmnda. sarajevoda olacaksın die ya inanmazdım ya da inanırdım da amaan derdim o kadar zmn. nasıl geçerki çok uzak.geçti bile.(ama şu tutaktaki son 4 ayım nasıl geçecek bilmiyorum.neyse Allah sağlık afiyet versin.amin.)bi sene de çok değiştim, değiştirildim.en önemlisi doğunun doğusunu gördüm, orda yaşamı gördüm, belki farketmeden kendimden çok bişeyler verdim bu dönemde ama şu an soracak olursanız kendimi gerçekten yaşlanmış hissediyorum.her ne kadar şu an bulunduğum gezide yaşımı ve dr. olduumu duyduğunda defalarca yanıma gelip çok şaşırdıklarını, beni henüz üniversiteyi yeni kazanmı ya da en fazla 2o yaşını süren biri olarak düşündüklerini söyleyen insan sayısı epey çokça da olsa içim öyle söylemiyor.hatta tutağın bana olan etkisini üzerimden atamayacağımdan da tırsmıyor değilim.tabiki halime çok şükür.burda acaip sinirli, asabi, tahammülsüz bir insan oldum itiraf ediyorum.babama göre iş hayatı bayanları böyle yapıyor ama bana göre bunu yapan tutak hayatı.ay yaws şikayet haline geçtim hee.bu bi sene de çok şey öğrendim, gördüm ama her şeye rağmen mutluydum.tabi dr.luğa dair de bissürü şey öğrendim.hala da devam ediyorum öğrenmeye.maşallah Allah'a şükürler olsun.
Hee en önelisi biz taşındık yaws.Şimcik başkası duysa bu mu en önemlisi die düşünebilir ama çıktıımız evin benm doup büyüdüüm ev olduunu düşünürsek ve üstüne üstlük annemlerin uzun zmn.dır taşınmak istediklerini düşünürsek bu önemli bişe bizim için.Her ne kadr ben bunu hiç istemio olsam da taşındık işte.Yılların ev numarası da deişmiş oldu bölece.Acaba bizden sora kim kullanacak o numarayı.Ben telif hakkını almak istiorm numaramın=)

şimdi bu yazı birazcık bi yıllık çetele gibi olduya artık her sene bu tarihlerde bakar dururum=)inşallah bu yazıyı da seneye bu zmn.lar da okuduğumda hala mutluyumdur.Allah bizi sevdiklerimizden, sağlığımızdan ayırmasın.Amin.


biterken: green day- time of your life

sembollerin savaşı:mostar

sabah 8de otelden çıktık ve mostara doğru yola koyulduk.yol üzerinde bi köprü vardı şimdi adını unuttum daha sonra yazaım-umarım ki-(isimler bize çok yabancı olduu için unutuyorum napiim.bi de kaç gündür resmen bolus tarzda yer gördüm artık kafam karışıyor.hee bu durumdan şikayetçi miyim?kesinlikle hayır=))) köprü yine Osmanlı zmn.ından kalma ama savaş sırasında tamamen yıkılmış, köprüden geriye hiçbir şey kalmamış.şimdi Türkler orayı yeniden restore ediyorlarmış.köprünün dışında etrafın manzarası da görülmeye değerdi her zmn.ki gibi.ordan sonra el işi ahşap oymacılığı yapan bi ev-müzeye gittik.ama her şey her şey ahşaptan.hem yapıp hem satıyorlardı.


işte esas sonra asıl yolculuk başladı:mostara gidiş.yaklaşık 2süren bi otobüs yolculuğundan sonra mostara yaklaşık yarım saat mesafedeki bi köyde durakladık önce:poçiteli.çok sevimli bi yer.yemyeşil aynı zmn.da nehrin de kenarında.poçiteli kalesine çıktık.manzara kesinlikle görülmeye değerdi.bu arada kaleden görünen de yol boyunca gördüğümüz tüm sular daha doğrusu nehirler ve bir tane de yapay baraj gölü mavi değildiler kesinlikle.hepsi zümrüt yeşili renginde.hatta, heralde boşnakların o güzel gözz renklrni de nerden aldıkları anlaşımş oldu dedik.ordan sonra mostara devam ettik.Gorazdeye giderken nasılki etrafta hep sırp bayrakları vardı, mostara giderken de her tarafta hırvat bayrakları vardı.aslında başka bi ülke deil yani hala daha bosna hersek sınırlarındayız ama hırvatların çoğunlukla yaşadıı ya da kendilerince özerklik kurdukları yerlerde kendi bayraklarını asmışlar.Kendi insanlarının simsiyah mezarlarını da çokça görmek mümkündü.


Vee işte Mostar köprüsü.Altında da yemyeşil güzelliğiyle Neretva nehri.Resmen rüya gibi.

Yani burda bulunmak=)Kaç zmn önce gelmeyi istemiştim ve sonunda oldu.Aslında Bosnahersek gezisi tümden benim için öleydi ama Mostar ayrı tabi=)

Savaş sırasında en çok tahrip olan şehirmiş Mostar.Görenlerin dediklerine göre tüm binalar resmen delikli peynir görünümündeymiş.Ona göre çok ii toparlamışlar.Tabi hala daha bazı binalarda savaş izleri görmek mümkün dier şehirlerde olduğu gibi ama anlattıklarına göre az bile gördüklerimiz.
Mostarda bi semboller savaşı olduğunu söylüyor herkes ki bunu gözlemlemek de mümkün.Yüksek minareli müslüman camilerine inat hırvatlar gerçekten estetik açıdan hiç de hoş gözükmeyen kiliseler inşa etmişler.Ben müslüman olduum için beenmedim demiyorum cidden estetik açıdan hiç hoş gözükmeyen şekilde yapılmışlardı.Camilerin minareleri yüksek olduğu ve çou tepede de cami olduğu için hırvatlar pek başarılı olamamışlar camilerden yüksekte bi yere haç dikmeyi ve çareyi malesef tepenin birine çok ama çok uzaktan bile rahatlıkla kocaman gözüken bi haç dikmekte bulmışlar.Zaten artık gerçek mi bilmem ama hikayey göre bu haçtan sonra Aliya İzzetbegoviçi arayıp haçı sormuşlar da o da 'hiç üzülmeyin, onlar ne kadar uğraşırlarsa uğraşsınlar. Bizim gökteki hilalimize yetişemezler'şeklide bir yorum yapmış.


Zaten hırvatlarla müslümanlar çok bir arada yaşıyor denemez mostarda.Neretvanın bi yakasında Müslümanlar, karşı yakasında hırvatlar yaşıyor genel olarak.


Bu arada unutmadan söyliim 'most' kelimesi boşnakçada 'köprü'anlamına geliyormuş.





Köprüde bolca fotoğraf çekildikten sonra alışveriş için çarşıyı dolaşmaya başladık.Biraz iç kısımlara doğru yürüdüğümüzde de yol üstünde bi cami gördük.Bu camiye beş sene önce babamla Mustafa amca geldiklerinde minaresine çıkıp şehre kuşbakışı bakmışlar bir de o camiye bakan, civarın temizliğini sağlayan bi teyze varmış o zmnlar.Yaklaştığımızda Mustafa amca babama acaba o teyze ne oldu die sordu babam da bak işte burda seni bekliyor die cvp verdi.Ben de ölesine söyledi sandım ki meerse teyze cidden ordaymış.O kadar tatlı bi teyzeydiki.maşallah diorm tabiki=) Türk oluğumuzu duyunca bu camiyi siz yaptınız diyor.Savaştan sonra tamamen yıkılan cami TİKA işbirliğiyle yeniden inşa edilmiş.Adını sorduğumuzda 'ben Hacı Fatma' diyor teyze.Fotoğraf çekilmek istiyoruz hemen kabul ediyor hatta poz vermeye hazırlanıp üstünü başını düzeltiyor.Bunu Türkiye'de gösterin diyor.Bi de ben küçükken öldüğü için hiç göremediğim babaanneme benziyormuş teyze.Yani düşünsenize babam bile öyle söylediğine göre, kendi annesine benzettiğine göre cidden benziyor demekki.Ben de babaanneme benzediğime göre teyzeye de benzemiş oldum=) Sonra teyze bize minareyi açtı ve en tepesine kadar çıktık.Şehri kuşbakışı görme şansını da yakalamış olduk böylece=)

Biraz daha gezdikten sonra zaten akşam oldu, Mostar köprüsünü akşam ışıklandırılmış haliyle gördük ki bu hali de kesinlikle ayrı bi güzeldi.Ve biz Sarajevo'ya dönmek için otobüslerimize bindik.

biterken:Noir Desir&Manu Chao-Le Vent Nous portera

Pazar, Haziran 27, 2010

bosna hersek'ten-2-


dün akşam zaten yorgun olduumuzdan erkenden yattık dolayısıyla sabah kalkmakta da zorlanmadık.Otelde güzel bi kahvaltıdan sonra yola koyulduk.Ama dışarda baya bi yağmur vardı.İlk durağımız 'vrelo bosne'.türkçe anlamı bosna nehrinin kaynağı. Milli park gibi bi yerdi her taraf yemyeşil, her tarafta sular akıyor, kaynaklar çıkıyor.Sonra zaten yağmur başladı birden, bi kafede oturduk bi süre, sonra otobüslere binip seneler önce görmeyi 4 gözle beklediim 'yaşam tüneli'ne gittik.

Yaşam tüneli savaş sırasında şehrin dışıyla şehir arasındaki bağlantıyı sağlayan, gelen yardımları şehir içine ulaştırmayı ya da dağlara gönüllü olarak gidecekleri oraya ulaştırmayı sağlamak amacıyla yapılmış 8oo metre uzunluunda, en geniş yeri bi metre, boyu değişken olmakla birlikte en uzun kısmı 1.6o cm olan bi tünel.Yaşam tüneli demişler çünkü açlık içindeki insanlar evlerine yardım götürebilmek için mecburen burdan geçiyorlarmış, boşnakların gennel olarak uzun olduklarını düşünürsek ve burdan geçerken sırtlarında kilolarca yük olduunu düşünürsek pek de konforlu bi yol deil.Turistlerin görmesi için tünelin bi kısmını açmışlar ufacık bi kısmını.Bi de düzenlemişler.Ama tabi savaş zamanında yapıldıında ne yağmur sularının dışarıya çıkmasını sağlayacak bi mekanızma ne de başka bişe yokmuş.İnsanlar bazen boyunlarınca suyun içinde yürümek zorunda kalıyorlarmış.

Tünel dikkat çekmemek için orda yaşayan birinin evinin altına yapılmış.Evin sahibi 'Şehida Nine'.Şehida Nine evinin altında tünel yapılırken, dikkat çekmesin die evini terketmemiş bile hatta orda çalışanlara ya da tünelden girip çıkanlara ayran-su ikram etmiş sürekli.Sırpların 6 ay (bi rivayete göre de 8 ay) boyunca haberi olmamış tünelden, zaten haberleri olduktan sonra da tünelin yerini tam olarak bilmedikleri ama o civarlarda olduunu bildikleri için sürekli bombardıman altında tutmuşlar oraları.Onların izlerini görmek de mümkün.

2oo5yılında babam bosnaya gidip döndüünde Şehida Nineyle fotosunu gördüümde ilk kez o zmn haberdar olmuştum tünelden de Şehida Nineden de.Duyar duymaz çok etkilenmiştim.İçimden ilk geçirdiim bu teyzeyi ben de görmek istiorm ben de onunla foto çekilmek istiorm olmuştu.Teyze yaşlı olduu için görememekten korkmuştum.Ama gördüm çok şükür=)Fotomu da çekildim.

Şehida Nine yaşından çok daha genç gözüküyordu maşallah. Allah daha da uzun ömürler versin.Zaten onu görür görmez bi fena oldum, çoumuz fena olduk, gözlerimiz yaşardı.Türk olduumuzu söylledik Şehida Nine'ye.Hemen gözleri parladı, ben bi tek Türk'lere dua ettim bi tek onlara dua ediorm hala dedi.Canım benm.

Ordan sonra Uluslararası Sarajevo Üniversitesine gittik.Burası Aliye İzzetbegoviç'in vasiyeti üzerine Türkler tarafından yapılmış zaten rektörü de İTÜden bi Türk prof.O bize bi konuşma yaptı, üniversiteyi tanıttı, sorularımızı yanıtladı.Sonra üniversitenin önünde hep beraber hatıra fotoğrafı çekildik.

Ordan sonra tekrar başçarşıya gittik.Aslında programda dün görmemiz gereken ama hepimiz çok yorgun olduumuz için bugüne ertelenen bikaç yer vardı.Oralara gittik.Yürüyerek yaklaşık bibuçuk saat süren, başçarşının etrafındaki bezirgan, sönmeyen ateş, pazaryeri katliamının olduğu pazar yeri, bi katedral bi tane de sinagog bi de inat evi denilen önceden bi boşnağa ait olan şimdilerde restoran olarak kullanılan yerleri gördük.

İnat evi, Sarajevo'nun ortasından geçen nehrin sağ tarafında.Önceden o ev nehrin sol tarafındaymış.Belediye oraya başka bişey yapmak istemiş.Ama tabi evin sahibi kabul etmemiş.Baya ısrarlar sonucu bi şartla adam kabul etmiş:Evi tamamen aynı bi şekilde nehrin karşı tarafına taşınacakmış.Tuğla tuğla tamamen taşınarak, evin hiçbir şeyi deişmeden ev nehrin karşı tarafına taşınmış.O yüzden de adına İnat Evi (İnat Kuca) demişler.Böylece babamda ve bende fazlasıyla olan inatın Boşnaklar arasında olan genetik bişey olmuş olduunu da gördük.Annem de taa evlendiimizden beri bilseydim ona göre davranırdım dedi=) Gerçi babam da annemdeki inadın da laz inadı olduunu söledi ama öle bişe varmı bilmiorz, en azından lazların inat evi yok=)

Bu minik geziden sonra da zaten otellerimize döndük erkenden.Çünkü yarınki programımızda Ayvaz Dede şenlikleri var ve gideceimiz yer uzak olduu için gece 4te otobüslere binmemiz gerekiyormuş.Hadi bakalım.

Dünkü sebilden sonra bugün de Şehida nineyle foto mu da çekildim ya oh maşallah=)
biterken:cat stevens-cats in the cradle

Cumartesi, Haziran 26, 2010

bosna hersek'ten-1-



ahah.sonunda bosna hersekteyim=)


yıllardan beri kendi maaşımla bosnaya gelme hayali gerçek oldu(itiraf ediorm bazen o ali saatlerinde de hayal etmişliim vardır burda olmayı.)


sabah 5te ankaradan uçağa bindik, 2saat on dakikalık bi uçuştan sora yerel saatle 6buçuğa doğru bosnadaydık.uçaktan aşaıda gözüken manzara da harikaydı.her taraf yemyeşil görünüyordu.sanki karadenizi andırıyordu yer yer.


sarajevoda (saray bosnada) indik.


havalimanında pasaport geçişinde uzun bi süre bekledikten sonra bizi bekleyen otobüslere yöneldik.4otobüs vardı dışarda.tüm uçak hep beraber gezicektik.aslında garip bi duygu bugn sabah aynı uçakla buraya geldiimiz onca insanla hep beraber 5 gün boyunca gezicez, şimdi bi anlam ifade etmeyen bu yüzler beş günün sonunda tanıdık hale gelecek.


babam uçaktan indiimiz andan itibaren her gördüğüyle konuşmaya başladı.o kadar şaşırdıkki bu kadar boşnakça bildiini annem dahil kimse bilmiyordu.önceden boşnakça bilip bilmediini sorduumuzda bikaç kelime biliyorum demişti sadece.


boş otobüslerden birine bindik.rehberimiz bize kendisini tanıttı.sonra bizi başçarşı denilen merkeze götürdüler.indiimiz yerden biraz iç taraflara doğru yürüdük vee işte orda karşımda 'sebil' dedikleri ve hani bursa şehreküstünde bosna kardeşlik çeşmesi adı altında yapılan ve bosnadaki bi çeşmenin aynısı olan çeşme.tıpatıp aynısı.sonra bize bi süre serbest saat verdiler.aç olduumuz için hemen yemek yiyebileceğimiz yerlere yöneldik.o kadar sevimli bi yerdiki orası.böle eskiden kalma gibi araba girmeyen arnavut kaldırımlı bissürü dar sokakta sıra sıra dizilmiş dükkanlar, etrafta yeşillikler.bosnaya gelince ne yenilir tabiki boşnak böreği.ama bizim ekip bi hayli kalabalık olduu için yer bulmakta zorlandık.bi de sabah henüz erken olduu için henüz börek yapmaya başlanmamıştı bazı yerlerde.neyse bi yer bulup oturduk.kıymalı börek istedik ama ya acele ettikleri için ya da onlar öle alıştıkları için bilemiyorum böreğin kıyması çok çiğdi.sonra istediimiz peynirli ve patatesli börekleri çok güzeldi ama.börekten sonra da moriça han die bi yerde boşnak usulü türk kahvelerimizi içtik.yanlarında lokumlarıyla=) moriça handa bursadaki ipek hanın aynısı.zaten başçarşı da bursaya çok benziyor.


bu arada bi rehber kız vardı.çok tatlı.meerse boşnakmış, savaş zamanı bi seneliğine okumaya izmire gelmiş annesiyle beraber.çok güzel türkçe konuşuyordu.bizim ekipteki rehberlerden biriymiş o da.börekçide beraber oturduk.dedimya çok tatlıydı böylece güzelliğiye ünlü boşnak kızlarından biriyle de tanışmış olduk.ismi berina'ymış(işte türkçedeki berrinin karşılığı dedi.).bosna hersekte hukuk okumuş, bi süre kendi işini de yapmış ama şimdi zaten dil de bildiği için rehberlik yapıyormuş.

bi de belirtmek istiorm şehre girdiimiz andan itibaren bizi üzerlerinde savaşın izleri olan binalar karşıladı yani daha doğrusu şehrin girişinden itibaren tüm şehirde ve hatta benm gördüüm tüm şehirlerde çou binada şarapnel ve mermi izleri hala duruyor, bazılarında koca koca bomba delikleri.insanlar mecburen onlarda yaşamaya devam ediyorlar ve hepsini de güzelleştirmişler, hemen hemen hepsinin balkonlarında rengarenk çiçekler mevcut.
Serbest saatimiz bittikten sonra kararlaştırdığımız gibi sebilin önünde buluşup tekrar otobüslerimize gittik ve bizi biraz dinlenmemiz için otelimize getirdiler.otelin ismi 'hollywood'. (yani hollywoodda da kalmadım demicem hee=))).öğlen vaktine kadar zamanımız vardı.biraz dinlendik, üstümüzü deiştirdik ve tekrar otobüslere.tekrar başçarşıya gittik.orda ünlü 'gazi hüsrev bey'camiisinde cuma namazlarını kıldı erkeklr.biz biraz daha gezindik oralarda.bu arada zaten etrafta o kadar çok türk varki elimizi sallasak bi türke çarpar yani.orda yaşayan türk sayısı da fazla bi de bizim gibi gezmeye gelen de çok insan var.

Cumadan sonra yürüyerek yaklaşık yarım saat mesafedeki kovaçi mezarlıına gittik.burası bir şehit mezarlığı.Aliya İzzetbegoviç'in mezarlığıda burda.O kadar çok mezarr varki.(bu arada bosnadaki müslüman mezar taşları beyaz, hristiyanlarınki ise siyah renkte.).Kimbilir bu kaçta kaçını oluşturuyordur. Allah hepsine rahmet etsin.Aliya İzzetbegoviç'in vasiyeti varmış çok gösterişli bi mezarı olmaması için ve gerçekten de bi devletin hem de savaşta çok ii mücadele veröiş bi devletin başkanı için çok da gösterişli olmayan hatta gösterişsiz sayılabilcek bir mezarı var İzzetbegoviç'in.Mezarının başında da bir asker bekliyor eli kalbinde durarak.Sürekli bi asker belkiyormuş böyle son2-3 senedir.bunun nedenini de anlattılar ama o sırada rehberi duyamadım bilahere öğrenirsem yazarım.Mezarlıktan sonra bi müze eve gittik.orda savaş sırasında yokluk yüzünden insanların elleyiyle yaptıkları silahlar sergileniyordu bir de İzzetbegoviç'in hayatından karelerin yer aldığı bi fotoğraf sergisi vardı.

Müze evden sonra yürüyerek tekrar başçarşıya doğru gittik.Yollar aynı ama gerçekten fazlasıyla şaşılacak derecede Bursa'yı andırıyordu.Burası her şeyiyle bursaki ama=)

Başçarşıda yemek yicek yer aramaya koyulduk bu sefer.Sarajevonun ünlü 'cevabi' sini yemek için yer ararken bikaç yere girip çıktık.Hatta bi ara girdiğimiz yerde bissürü türk bayraklı izci kıyafetli çocuklar vardı yaklaşıl 3o-4o kişi varlardı.Aa türkler dedim.meerse hocaları ya da onlardan sorumlu olan kişi artık ismi her neyse eet türküz dediler.İzci kampıyla taa konyadan gelmilşler bikaç gün sonraki Ayvaz Dede şenlikleri için hani bizim de asıl geliş sebebimiz olan.NE güzel dedik.

Yemek yicek bi yer bulup oturduktan sonra cevabimiz geldi.Bu biraz inegöl köfteyi andıran ama baharatı daha az olan(şekli aynı inegöl köfte) 1o adet köfte ve lavaş birlikte sunulan bi yemek.Yanında da bizim adetlerde olduu gibi salata yok sadece küçük küçük doğranmış soğan var.Bir de içecek olarak ayran istedik ama onların ayranları bizim yoğurdumuz.Yani bizim yoğurt dediimiz kıvamdaki şeyi onlar ayran die bardakta sunuyorlar.tadı da sanki süzme yoğurttan yapılmış gibi ekşimsi ama güzel.Bu arada yanımızda oturanlarda babam boşnakça sohbet etti.Dedimya babam baya baya boşnakça biliomuş yaws.Girdiği her dükkanda, yemek yediimiz yerlerde baya baya konuştu yani en azından=)

Yemekten sonra otele dönmek üzere tekrar arabalarımız bindik.İndikten sonra isteyenler için yakınlardaki bi markeri tarif ettiler.Annem otele gitti de ben babamla markete gittim.Biraz aburcubur bişeler aldık.Hee bu arada markette alışveriş arabasını sürerken birisine çarptım yanlışlıkla.Pardon dedik ikimiz de aynı anda.Sora ikimiz de birbirimizin türk olduunu anladık güldük.Dedimya elimizi çarpsak türke denk geliorz burda hee.

En sonunda çok da geç olmadan otele vardık.Rehberlerimizin dediğine göre aslında bugün yaklaşık bibuçuk saatlik sarajevo turu varmış ama tüm kafile çok yorgunduk dün gece havalimanına gelmek için zaten azcık uyumuştuk o yüzden bu program başka bi güne ertelendi ve erkenden otele geldik dinlenmek için.

Sonuç olarak ben şimdi burdayım.her ne kadar hala inanmakta zorluk çeksem de=) taa bursada kaç sene önce yanında fotoğraf çekildiim ve o an içimden bunun orjinalini görebilirmiyim acaba die geçirdiim ve bugn adının sebil olduunu örendiim çeşmeyi gördüm bile.hadi bakalm dier isteklerim dier günlerin başına=)


biterken:batı yakası-geçer gider